Mimarların buluştuğu adres...

Yazılarımız | Mimarlar | Webmail | Forum | Sözlük
[ Geri ] [ Toplam 13 yazı ]

Anadolu Hisarında / Amcazâde Hüseyin Paşa Yalısı

Bu eseri, beni alıp Amuca Hüseyin Paşa yalısına ilk defa götürüp gösteren, resim muallimim Üsküdarlı Ressam Ali Rıza Bey ve meşrutanın bugünkü sahip ve muhafızı, Mecdi Beye ve zevcesi, Paşa merhumun hayatta yegane torunu Şemsifer Hanıma ithaf ediyorum.

ÖNSÖZ

Bence Boğaziçi = Amuca Hüseyin Paşa Yalısı. Boğaziçi'nin geçmiş asırlarda haşmetinin ve güzelliğinin hemen nadir kalan son timsallerinden biri. Ömrü tabiisini, 250 seneyi doldurarak çoktan ikmal etmiş, fakat gönlümüz onu yaşattığı gibi yerinde de Basübadelmevt'e ermesini ve ebedi hayatını arzu ediyor. Klasik devrimizin bu şaheseri 19 yaşında bir dünya güzelinin tundan iki buçuk asır sonraki haline ne kadar benziyor. Güzel ihtiyarlamış, fakat güzelliklerinin en güzel parçaları duruyor ve hem de ayakta, son se-nelerin Topkapı Sarayı Müzesince temin edilen beş bin lira ile altı ve geçen sene Türkiye Anıtlar Derneği İstanbul Şubesi tarafından 50,000 lira ile yan-ları ve üstü tahkim edilmek suretiyle denize çökmekten ve yıkılmasından kurtarılmıştır.
Bütün dünya medeniyetinin bir eski hatırası olan bu binanın üzerine en güzel eser Paris'te İstanbul Dostları Cemiyetinin 1915 te müşterek bir çalışma ile neşrolunan büyükçe kıt'ada izahlı bir albümüdür. Bundan önce hakkında yazılanları bilemiyoruz, Sonra da bibliyoğrafyamızda görülecek birkaç makaleden başka Paris'te bundan 40 sene önceki eser kadar geniş ölçüde bir neşriyatın yapılamamasından müteessiriz. Şimdi Ankara'da Türkiye Anıtlar Derneğinin Umumi Başkanı muhterem Profesör Feridun Nafiz Uzluk ve halen İstanbul Şubesinin başında bulunanların arzulariyle mezkur yalı hakkında bir broşür hazırlanmış ve onlara şükranlarımızla basılması için takdim olunmuştur. Bunun tab'iyle alakadar olanlara ne derece mütehassis olduğumuzu ifadeden aciz bulunuyorum.

Dr.A.Süheyl ÜNVER



İstanbul'un siması ve ruhu olan abidelerimiz üzerine birkaç söz;

Her biri başlı başına bir sanat hazinesi olan ve Türk Milleti'nin canlı karakterini taşıyan sayısız ecdat emanetlerini sinesinde barındıran bu büyük medeniyet merkezi ilahi belde vasfına dün sinesinde olduğu gibi bugün de layıktır. Böyle baha biçilmez serveti olan bu kıymetleri muhafaza etmek, değerlerini sağlamak, Türk neslinin en başlı vazifelerindendir.
Gerileme devirlerimizde bu kıymetlerin muhafazası ihmal edildi. Artık bugün böyle bir ihmal bahis mevzuu değildir. Hükumet ve vakıflarımızın himmeti ve Türkiye Anıtlar Derneği'nin maddi ve manevi müzaheretiyle tamir ve ihyaları yolunda ileri adımlar atılmaktadır.
Bu arada tarihte yaşayışımızın ve içtimai varlığımızın birer hatırası olan eski eserlerimizden bazılarının da ele alınması tabii idi. Nitekim Anadoluhisarı'nda Amuca Hüseyin Paşa Yalısı diye marul olan tarihi salonda Derneğimiz eliyle geçen sene yapılan tamiri şimdilik onun dış taraflarından harabiyetine mani oldu.
İşte burasının Derneğimizin İstanbul Şubesinin temin ettiği para ile Mimar Cahide Tamer'in kontrolü altında Y.Mimar Hikmet Debboyoğlu'nun nezaretiyle yapılan tamiri dolayısiyle ne kadar memnun olduğunu gördüğümüz ve Derneğimiz azasından İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü Müdürü Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver'in hazırladığı broşürü yine Derneğimiz yayınladı.
Derneğimizin Merkezi Umumi Başkanı, Ankara Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Merkezi Dr.F.Nafiz Uzluk'un gerek burasının onarımında ve gerek bu broşürün çıkmasında şayanı şükran gayretleri görülmüştür. Bu zevata ve bize maddi ve manevi müzaheretini esirgemiyen halkımıza, Hükumet ve şehrimizin ileri gelen büyüklerine teşekkürü bir borç biliriz.

TÜRKiYE ANITLAR DERNEĞİ
İstanbul Şubesi adına
Şube Temsilcisi
H.Rahmi Saruhan




Amucazade Hüseyin Paşa Yalısı

Viyana'nm Kara Mustafa Paşa tarafından kuşatma yılı 1683 den sonra Osmanlı orduları, vakit vakit üstün gelmekle beraber hep yeniliyorlardı.
Bu çöküş, yurtlardan çekiliş bütün devlet ulularını müteessir ediyordu.
IV.cü Mehmed'in oğlu II.ci Mustafa zamanında sadaret mevkiine geçen amcazade Hüseyin Paşa, Köprülü Mehmed Paşa'nın kardeşi Hasan Ağanın oğlu olduğu için Köprülüzadeler tarafından bu ünvanla anılmıştır, sınırlardaki harpleri durdurmuş Hüseyin ile Sulh kelimelerinin ebced hesabınca birbirine eşit 128 tutması, vefk ilmi ile uğraşanları son derece sevindirmiş idi. Amcazade Hüseyin Paşa yalnız sadrıazam değil aynı zamanda gönül erlerine değer veren bir zattı. Bu cihetle kendisi Mevlana'ya sevgi göstermiş evlevi Şeyhlerinden inabet arakiyesi giymişti.
Konya'daki Mevlana dergahının yeşil kubbesi harabe müşrif olmakla vaktin çelebisi bulunan Bostan Mustafa Efendi, keyfiyeti zamanın padişahı II.ci Mustafa'ya mektupla arz etmiş, tamirine izin istemişti. II.ci Mustafa meseleyi sadrıazamına havale etmiş, Amcazade "Onların neseb itibariyle nisbetleri kafidir, bu şerefli hizmeti bize bıraksınlar" diye ricada bulunmuş, İstanbul'un ünlü şanlı mimarları, kalfaları, ustaları Konya'ya gelerek dergahın içini dışını bilhassa yeşil kubbeyi yeni baştan, pek mükemmel şekilde tamir etmişler, çinilerini yenilemişlerdir.
1110 tarihinde yapılan bu tamir dolayısiyle Mevlevi şairleri cuşa gelmiş, yeşil kubbenin göklerin maviliklerine yükselen altınlı aleminden Konya ufuklarına dağılan yeşil ışın demetlerini, gönüllere, gözlere ferah veren görünüşünü kasideleri ile tesbit etmişlerdir. Bu şairlerin başında Şair, talik hattatı Konyalı Yusuf Nesib Dede (Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi iken 1127 de ölmüş oraya gömülmüştür.) Kütahya Mevlevihanesi postnişini Mustafa Sakip Dede (ölümü 1148), Konya'da tarikatci, şair, talik hattatı Receb İmad Dede (ölümü 1117 den sonra), Konyalı Mevlevi şairi Vehbi Dede, Urfalı şair Nabi (ölümü 1124) kasideler yazmak suretile bu tamiri anlatmışlardır.
Yine Mevlevi şeyhlerinden Hemdem Sait Çelebi'nin (ölümü 1275) anlattığına göre, kendisinin çocukluğunda yüz yaşından fazla dede kızı namı ile maruf ihtiyar bir kadın varmış ki, huzurdaki nakışları Nakkaş Dede denilen babasının yaptığını, bu yüzden padişah tarafından maaş bağlandığını ve bu parayı kendisinin onun bereketi olarak aldığını yazmaktadır.
Kanlıca'daki yalı bu yapıcı Hüseyin Paşa'nın san'ata, selim zevke verdiği değerin ifadesi olmakla ayrı bir kıymet kazanır. Sivil mimarlığımız, yangınlar, zaruretler, bilgisizlikler ve daha birçok sebepler dolayısiyle kaybolmuş, ecdat eserleri arasında Kanlıca yalısı bugünkü kırık dökük hali ile o haşmetli günleri bize anlatan dişleri dökülmüş, saçı ağırmış, ellerinde buruşuklar hasıl olmuş fakat hala kibarlığı üstünde bir yaşlı hanımefendiyi anlatmaktadır.
Arkitekt Saladin'in 1911 de çıkan Le Yali de Keuprüli eseri onun haşmetini bize anlatmaktadır.
Yapıldığı zaman şairlerimizi dile getirmiş, Hazreti Peygamber hakkında yazdığı naitler dolayısiyle hususi bir yeri olan şair Nazim şu tarihi söylemiştir:

Gazi Hüseyin Paşa yani Veziri azam
Dadarı dadı kuster desturu karı ferman
XXcırhı saadet üzre yekta mehi cihantab
Burcu şerefde rahşan hurşidi alem ara
Mimarı tab'ı paki XXferyaya karşu yaptı
Bir böyle hurrem abad me'vayı halet efza
Goya bu tarhı rana bir şuhu bi bedeldir
Çıkmış kenara eyler rindana seyri derya
Eyvanı ser bülendin seyr eyleyüb acep mi
Geçse yere hayadan taku revakı kisra
Ali binayı ziba kaşaneyi zerendit
Vala makamı dilkeş bünyadı ruh bahşa
Didi nazım hatif tarihini bu tarhın
Batır üzre tarhı ziba cay, Hüseyin Paşa

Hicri 1111
Nazim Divanı amire baskısı 1257
Sayfa 131.


Şu manzume bu binanın ne kadar güzel olduğunu benzersiz bir güzele benzediğini anlatmaktadır.

Prof.Dr.Feridun Nafiz UZLUK



« Le Yali des Keupruli » eserinde Pierre Loti Mukaddimesi
Köprülülerin Evi


Boğaziçinin Rumeli kıyısı daha şimdiden, Lövanten zevksizliği ile de artan bizim modern barbarlığımıza baştan başa terkedilmiştir. Lakin hiç olmazsa bir asır geri olan Anadolu sahili, huzurunu, son cazibe ve esrarını muhakkak daha birkaç sene muhafaza edecektir. Oradan kayıkla geçmek, ağaçların hemen hemen gölgesinin altından, kapalı bahçelerin kenarından, İslam devirlerinden beri zahiren içindeki hayat hiç değişmemiş gibi duran kafesli evlerin önünden geçmek iç açıcı bir manzaradır.
Bu eski zaman Türk evleri Boğazın sularına değecek gibi kenara sokulmuş, sıralanmıştır. Durmadan hızla akan bu suların cazibesine tutulmuş hissi veren bu eski evlerin bir çoğu, sanki suya daha fazla gömülmüş olmak için, kazıkların üzerine istinad ettirilmiştir. Üzerlerindeki katlar kıvrık cumbalarla balkon gibi suya doğru uzanmıştır. Fakat bunların hepsi ahşabdır. Çünkü eskiden adet böyle idi. Amma zamanla, kışın rutubetiyle, daimi ıslaklıkla bu evler çökecek. Hergün biraz daha suya doğru sarkan bu evler-den herhangi biri yıkılınca yerine iğrenç, modern bir bina kaim olacaktır. Karşıda Rumeli sahilinde olduğu gibi. Ve böylece canım Türkiye'yi teşkil eden herşey yavaş yavaş kaybolacak.
Bu harab binalardan bir tanesini ne bahasına olursa olsun kurtarmalıdır. Eski sultanların, sefirlerin ikametlerine tahsis ettikleri Köprülülerin evi. İnsan önünden kayıkla geçerken her sefer bu binayı daha iyi seyret-mek için kayığını yavaşlatmağı içinden geçirir. Kaldırım taşları yeşillenmiş metruk rıhtımın üstünde pek çökük duran bu binanın, artık kapanmasiyle kimsenin meşgul olmadığı pencerelerinden, içindeki büyük salonlarından hiç canlı tasvire müsaade etmiyen Şark sanatinin esrarlı inceliği, birçok panoları kadim üslupda süslenmiş muhayyel çiçek demetleri ·resimleri, tavanında eski soluk renkli kurtuba derisini andıran içiçe girmiş oyma tahta arabeskler görünüyor.
Artık burada kimse oturmuyor. Bu büyük mazinin enkaziyle kimse meşgul değil. Bahçesi, vaktiyle içinde bunca yaşmaklıların buluştukları bahçesi, kıymetli işlemeli bir kumaş taklidi oyma, beyaz mermerden çeşmesiyle bu eski bahçe, sessizlik içinde yavaşçacık yabani fundalığa dönüyor. (1).

Pierre LOTI
(1) Fransızcasından aziz dostum Bay Saffet Şav tercümesidir.



Amuca Hüseyin Paşa Biyoğrafisi
Vefatı 1702


İkinci Mustafa zamanı Sadrıazamlarındandır. Köprülü Mehmed Paşanın küçük kardeşi Hasan ağanın oğludur. Köprülü zade Fazıl Ahmet Paşanın amucasının oğlu olduğu için «Amucazade» lakabiyle anılmıştır. Yeğen Hüseyin Paşa da denir. Amucasının ve Amuca oğlunun Sadrıazamlıkları zamanında muhtelif işlerde kullanıldı.
Kara Mustafa Paşa ile Viyana'nın ikinci muhasarasında bulundu. 1095 (1683) deki bozgun üzerine o da Zor Valiliğine uzaklaştırılmıştı. Sonra Çardak Muhafızı oldu.
(1688) de vezirlikle Seddülbahir muhafızı, iki yıl sonra, İstanbul Kay-makamı, (1694) de Kaptanı Derya oldu. Sakız'ı kurtarmakta yararlığı görülmüş, Belgrad Muhafızlığından sonra (1697) de Sadrıazamlığa getirilmiştir.
Avusturyalılarla henüz sulh yapılmamıştı. Amucazade büyük bir ordu ile Belgrad'a gitti ve üç ay kadar orada bulundu. O sırada Reisülküttab Rami Efendinin gayretiyle sulh yapıldı. Hüseyin Paşa beş yıl kadar, yani ölümüyle neticelenen son hastalığına kadar Sadrazamlıkda bulunmuştur. Ayvansarayi Hafız Hüseyin Efendi el mecmuasına göre (Hazine K. 1565 V. 265,) sahibi mühr olup badelazil çiftliğinde Rebiyyülahır 1114 de vefat etmiş ve İstanbul'da Saraçhane muka-bilinde bina eylediği Darülhadis mezaristanında defnolunmuştur.
Akıllı, dürüst olmakla beraber zevkine fazla düşkün olduğu ve işleri çok defa Rami Efendiye bırakarak kendisinin zevkine baktığı rivayet edilir (1).
Amuca Hüseyin Paşa: Mevlevi muhibbanındandır. Konya'da Hazreti Mevlana'nın «Kubbei Hadra» sını tamir ettirmiştir. Bunun hakkında üç tarih vardır ki Yüksek Mimar Şahabeddin Uzluk'un «Türbei Mevlana» eserinde yazılıdır. Tarihlerden birisi Şair Nabi Efendi Divanında, ikincisi sakib Dedenin «Sefinei Mevleviyye» sinin birinci cildinde Hacı Bostan Çelebi hal tercümesinde, diğeri de Yenikapı Mevlevihariesi Şeyhi Konyalı Yusuf Nesib Dedenin divanındadır.
Kendisinden sonra çok yaşayan kerimesi ve vakfının muhtemel ki mütevellisi Rahmiye Hanım 1168 (2) (1754 -55) de pederinin darülhadisini hasbi olarak tamir ettirmiştir.

(1) Bu bahsi rahmete vesile olsun diye muhterem İbrahim Alaeddin Gövsa'nın Türk Meşhurları Ansiklopedisinden bilhassa aldığımı bildiririm.
(2) Arşivi muhterem ailesi tarafından Enstitümüze hediye edilen rahmetli Kamil Kepecioğlunun Başvekalet Arşivinde tetkikleri esnasında bulduğu bir vesikada Amuca Paşanın bir kızı daha vardır. İsmi Ayşedir. Paşanın haremi ismi de Eminedir.




Tarihte Amuca Hüseyin Paşa Yalısı
ve Tarihi Günleri


Rahmetli Müverrih Ahmet Refik (1) den öğreniyoruz ki:
Pasarofça Muahedesinin akdinden sonra ,Avusturya'dan sefir olarak memleketimize Virmond gönderilmiştir. Sadrıazam Nevşehirli İbrahim Paşa, Sefirin şerefine Anadolu Hisarında Amuca Hüseyin Paşa Yalısında parlak bir ziyafet vermiştir. Yemekte 50 - 60 hanendenin latif şarkıları; ney, tanbur, santur, kanun, nefir, musikar ve keman sedaları, sarayın çiçekli odalarında tatlı akisler bırakmıştır. Veziriazam, Sefir ile martılara kurşun atıyor ve bahçede cindilere cirid oynatıyordu.
Sultan Mahmud'un alilesi de ekseriya buraya gelir, yaldızlı salonda çubuk içermiş. Bundan sonraki şahane ziyaretleri bilmiyoruz ve bulunmadığını da tahmin etmekle hata etmiş sayılmayız. Burayı ziyaret edenler devletin başı ve ricali olursa bittabi nazarı dikkati celbediyor ve tarihlere de birer vesile ile geçiyor. Fakat tarihe asla geçmiyecek ziyaretlerden bence en mühimmini resim hocam Üsküdarlı rahmetli Ressam Ali Rıza Bey ile 23 Temmuz 1337 (1921) de yaptık ve orada bir müddet kalarak içten bazı teferrüatın resimlerini aldık. Ben bugünü kendi hayatımın sayılı mesut günlerinden sayarım. Zira burasını Rumeli Hisarından görüp resmini yapmam-dan seneler sonra bu saadete erdim. Onu Güzel Sanatlar Akademisinde Türk Minyatürü talebemle bundan 15 sene önce gezdik ve 1952 de en sonra Ressam Feyhaman ve Güzin Duran'larla ve Ekrem Hakkı Beyle gördük. Son perişan durumundan pek üzülerek «Boğaziçinde Güzellerin Güzeli» makalemi o zaman yazdım. Bunları da burada geçmiş güzel günler içinde yadetmeği, bu ziyaretlere de birer kıymet verdiğimi göstermek için yerinde buldum.
Sultan Selim'i Salis Haliç ve Boğaziçinde deniz mevkibiyle geçerken her şeye meraklı ve dikkatli olan bu ince ruhlu sanatkar hükümdar bu kimin yalısı, evi, bu cami'in ismi nedir? diye sorarmış (2). Maiyetinde kendisine çok yakın oturan Bostancıbaşı cevap vermek durumunda bulunduğundan bu da bir defter halinde Boğaziçi ve Haliç'in her iki sahilinde neler varsa yazdırmış ki buna Bostancıbaşı Risalesi derler, sualleri, daima yanında bulundurduğu bu deftere bakarak cevaplandırırmış.
Bu risalenin kütüphanelerimizde istinsah edilmiş müteaddid sureti vardır. Bir nüshası da bizdedir. Bu defterde Anadolu Hisarı'nda Amuca Hüseyin Paşa Yalısının torunu Ahmed Bey ismiyle anıldığını, sağ ve solundaki yalıların da Kanlıca'dan Anadolu Hisarına doğru şu isimlerde olduğunu öğreniyoruz:

* Kurbinde Affan Be halilesinin yalısı.
* Kurbinde Hüseyin Paşa zade Ahmet Beyin yalısı.
* Kurbinde Hasan Paşa zade Hüseyin Beyin yalısı.

(1) Halen İst. Ü. Tıp Tarihi Enstitüsünde Dr. Süheyl Ünver Kütüphane ve Arşivinde Amuca Hüseyin Paşa yalısı dosyasında ele geçmiş bir nottan. Maalesef bunun esası vesikada mehazı işaretli değildir.
(2) Keçeci zade Sadrıiizam Dr. Fuad Paşanın torunu rahmetli Reşad Fuad Bey-den menkul. Sene 1919.




Amuca Hüseyin Paşa Yalısı Harem Dairesi

Amuca Hüseyin Paşa'nın Anadolu Hisarında Meşruta Yalısı diye maruf olan kısım, zamanının klasik ve altunlu süslerimizle bezenmiş yatılmayan, yalnız misafirlerin ağırlanması için bir kabul odasından başka bir yer değildir. Amuca Hüseyin Paşa'nın burada kalmasına imkan yoktur. Amma mevcut rivayetler buna yakın ve Hisara doğru Sultan Mahmud ve Mecid devirleri ricalinden Zarifi Mustafa Paşa yalısı taraflarından iki dağın yamacı ortasına rastlayan deniz kısmındaki düzlükte Paşaya layık ve mevsiminde kalabildiği büyük, geniş ve deniz boyunca uzanan bir harem yalısının mevcudiyetini bildiriyor. Bunun yeri bugün tesbit olunabilir. Birkaç kalıntı bu ihtimali kuvvetlendiriyor. Yine rivayete göre 1293 (1876) senelerinde. burası mevcuttur ve hatta Rumeliden perişan olarak hicret eden muhacirler yalının muhtemelen boş olmasından iskanlarına yaramış, bir rivayette zaten harab imiş, yıkılmış, sonra yıktırılmışdır.
Söylentilere ve bunun da an'ane ile meraklıları tarafından anlatıldığına göre Harem dairesinin, Selamlık salonu gibi odaları varmış. Bunun istidlalen böyle olacağını kabul etmek lazımdır. Zira bunun aksi tasavvur bile olunamaz. Tek başına deniz kenarında bu kadar zarif ve aıtun yaldızla süslü bir Divanhane bulunur da onun yanı başında Harem dairesi basit ve çirkin ve süsten ari nasıl olur? Fakat hakikati tabii bilemiyoruz ve bizi bu hususta tenvir edecek yeni bir vesikanın çıkmasına kadar bu rivayetle iktifa etmenin elim mecburiyeti altında kaldığımızı teessürle bildiririz.
Halen Amuca Hüseyin Paşa'nın aslından gelen torunlarından Hacı Mehmed Said Bey oğlu Ahmed Said Bey merhum kerimesi ve Mecdi Bey biraderimizin eşi Şemsifer Hanımın verdiği izahata göre bu mezkur yalıyı pek harab olmasından dolayı bundan yarım asır önce yıktırmış.
Yalı pencerelerinin üst kısmı renkli alçı pencerelerle örtülü. Her tarafında şahnişler var. Üst ve kenarlarında kafes oymalar varmış. Odaların kapıları çift. Sokaktan bir binek taşı vasıtasiyle bahçere merdivenlerden inilir.
Yalının dışı şimdiki yalı salonunun rengi gibi kırmızı aşı boyası.
Esasen yalıda yirmi oda ve büyük salonlar varmış. Ahmed Said Bey sonraları kızına içinin çok güzel olduğunu ve altun yaldızlı kısımların bulunduğunu söylermiş. Yanında yine ahfadından birkaç kişinin sahib olduğu aşı boyalı diğer bir yalıdan da bahsolunuyor.
Amuca Hüseyin Paşanın Anadolu Hisarındaki bu yalısı bir müddet kalmak içinmiş, yoksa onun kışlık yalısının Eyüp Sultan'da olduğu söyleniyor. Burası bittabi ahşab olmasından yanmış. Halen enkazının kargir kısmından kalan yerler bile var deniyor.



Amuca Hüseyin Paşa Yazlık Divanhanesinin
Bizce Taşıdığı En Mühim Mana


Bizanslıların İstanbul'da bin asırlık medeniyetinin birkaçı ayakta duran müstesna eserlerini bir tarafa bırakırsak şehrin ancak harabesini alabildik. Osmanlı Türkleri bunların bir taşına bile ilişmedi ve onları maskeleyerek sanat hüviyetlerini bozmadan bize mal etti ve İstanbul'u derhal Türkleştirip ve Müslümanlaştırıp burayı medeniyetimiz, kültürümüz, ilim ve irfanımız, ince hislerimiz, musiki ve sanat sahasındaki çalışmalarımız ile bozulmaz ve daha asırlarca payidar olacak bir hüviyet haline koyduk. İstanbul bu manaca en mükemmel bir eserimizdir. Bizans'tan, surlar içinde müteaddid köylü bir harabe olan İstanbul'u aldık, fakat Boğaziçini onlardan benimsemedik. Orası daha İstanbul alınmadan bir asır önce bizimdi. İstanbuldan sonra Boğaziçi'nde de bir medeniyet kurduk. Bu İstanbul'da vücude getirdiğimiz eşsiz medeniyet kadar mühimdir. Biz Bizanstan bir Boğaziçi medeniyetini almadık. Bizans zamanında Boğazda balıkçı sahil köyleri vardı. Yani oralarda maskeleyecek ve bize döndürecek birşey yoktu. Binaenaleyh Boğaziçini ilk imar eden millet biz oluyoruz.
Bu medeniyet XVI ncı asırda başlayıp müteakib asırda tamamen milli hüviyetini kazanmağa başladı. XVIII inci asırda Türk ve Müslüman köyleriyle ve civarlarındaki abadlarla birer mamureye döndü. Eğer Boğaz sahilinde Neşat Abad, Hümayun Abad gibi padişahların birkaç saatlerini geçirmelerine mahsus güzel ve süslü binaların yapılmasında Amuca Hüseyin Paşa gibi ekabirin yazlık yalıları yanında şimdiki bahçesi kasrı gibi binaların çok tesiri olmuştur.
XVIII inci asırda Boğaziçi'miz şiirleşti. XIX uncu asır yeni ve mevki sahibi bulunanlarının bir sayfiyesi oldu. Geçen asırda Boğaziçi çirkinleşti mi, yoksa bugünün Boğaziçi'nin yanında efsaneleri söylenecek bir mevki mi ihraz Etti? Bir şey denemez amma muhakkak ki XVIII inci asırdan kalan şiirin ötede beride serpilmiş beyit ve mısra'ları mahiyetinde tek tük kalan eski eser ve binalar bugün bizleri ne kadar cezbediyor. Hele XVII nci asrın Boğaziçi yüzüğünün pırlantası mesabesinde olan bu kasrın, bugün yeni dış mamuriyeti içine gizlenen 270 senelik o zarif ve bizim en itinalı süslerimizin bu kadar zamanın köhneleştirdiği o iç durum. Bakılamıyan perişan bahçesi diğer yeni ve Boğaziçi'ni yer yer çirkinleştiren yeni süslü bina ve bahçeler karşısında bile onlardan fazla ne kadar mamur görünüyor ve ne kadar iç açıcı. Cazibesine kendimizi kaptırıyoruz. Neden? Çünkü o bizim yarattığımız Boğaziçi ve şiirinin hatırda kalabilen belki son mısraı. İşte bu divanhanenin içine girin, onun asırlar boyunca asil ve olgun güzelliğimizin bir ayinesi gibi karşımızda parlamakta olduğunu görürsünüz. İşte daha uzun seneler iç durumunun yeni dışından sıyrılmıyarak payidar olmasını dilediğimiz bu bizim eski milli güzellerimizin en güzel divanhanesinin bize ilham ettiği mana. Veyahut geçmiş veya hoş yaşanmış asırlarımızın bizi bugün bir mevcudiyet olarak, dünya yüzünde en belli başlı, ruhan yüksek milletlerin hizasında yer aldığımıza sebeb olan bu medeni tezahürlerimizin son bakiyelerine birer ruhnüvaz mersiye.




Amuca Hüseyin Paşa Medresesi

Her ne kadar bu medresenin bahis mevzuu olacağı yer burası değil amma birisi Boğaziçi'nde mahalline uygun, üç asır önce Türk evi tipimizin yerine has bir güzelliği mucib olması, diğeri İstanbul'da yine 3 asır önce en mütekamil ve son klasik üslubumuzda bir medrese halinde aynı zamanda zarif bir şekilde inşa edilmiş bulunmasından her ikisini birlikte yad ediyoruz.
Her ikisi de yerlerine uygun birer şaheserimizdir ve birbirlerinin mimari asaletini her iki surette birleştirmekle daha yakından görebilmekteyiz.
Bu zarif medrese kendimizi bildiğimiz zamandan beri yani elli senedir harab ve metruktur ve içinde birkaç perişan aile barınmaktadır. Onun . bu hale gelmesine 1310 (1892) de İstanbul'u çok esaslı sarsıntılarla tahrib eden arz hareketi sebeb olmuştur. Şimdi de metruktur.
Medrese banisi Amuca zade Hüseyin Paşa ve yakınlarının mezarlarını muhtevi olarak halen Saraçhanebaşında ve Fatih Çarşısına giden eski münhani yolun soluna rastlar. Saraçhanebaşındaki cami'i yaptıran Fatih devri mimarlarından Ayas'ın «Mimar Ayas» diye anılan mahallesinde ve yine Fatih Hazretlerinin kurmuş olduğu meşhur Saraçhane'nin tam karşısına rastlamaktadır ki halen Saraçhane sahası Fatih Bulvarını ve parkını teşkil ettiğinden önünde bir ince sıra halinde duran ufak sıra ev ve dükkanların arkasındadır.
Bu medreseyi Amuca zade «Darülhadis» olarak yaptırmıştır. Arşiv kayıtlarında «Vezir Hüseyin Paşa Darül Hadisi» ismini buluyoruz (1).
Medresenin büyük avlu kapısı üzerinde şu Arapça ibareli kitabe vardır:


(1) Başvekalet Arşivi M. Cevdet tasnifi Maarif dosyası. No. 299. Sene 1170 (1756) ve N o. 399 sene 1180 (1766) tarihli iki vakfı cihetleri vesikalarındadır.

Bu tarihe göre medrese 1110 (1698) de tamamlanmıştır. Bundan 4 sene sonra Hüseyin Paşa vefat eder. Ayvansarayi Hüseyin Efendi el yazısiyle mecmuasında (1) mezar taşındaki kitabesinin son iki mısraı böyledir:

intikalin guş edip Arif dedi tarihini
Cenneti firdevsi Hak ede Hüseyin'e cayıgah
Sene: 1114

1168 (1754 - 55) de medresenin tamiri icab etmiş ve bunu bildiren Türkçe kitabe medrese içerisinde sağ kapı üzerine konmuştur.


Tarih budur:
Amucai vali Hüseyin Paşa kim
Sabıka mühr ile olmuştu vezir
Sahibül Hayr ü hisan olduğun
Ettiler sahnei dehre tehşir
Kurretül ayni Rahmiye Hanım
Rabia lsmat o pakize zamir
Pederi vakfını ihya etti
Eyledi her tarafı....
Hedm olan yerleri kıldı abad
Eyledi mecma'i ilme tevkir
Oldu ber ceste dü tarihi latif
Eyle bu beyti Neciba tahrir
Vakıfın ruhunu berkim etti
Sene: 1168

Oldu bu medrese hasbi tamir (2)

(1) Topkapı Sarayı Müzesi Hazine K. No. 1565 V. 117
(2) Ayvansarayi Hüseyin Efendi el mecmuasında bunları yazmıştır. Ebced hesabiyle birinciye: 207+274+263+425=1169, İkinciyi de 51+8+309+80+720 = 1168 diye hesaplamıştır.


Amuca zade Hüseyin Paşa vakfiyesi aslı bugün aileden birisinin elinde mevcud. Fakat bunu görmek mümkün olmamıştır. Yalnız Ankara'da Vakıflar Umum Müdürlüğü Arşivinde No. 502 de kayıtlı 1112 tarihli vakfiyesi sureti mevcuttur.
Bu vakfiyeye göre medrese tamamen Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı Saraçhane mukabilindedir, yanında da Köprülü Mehmed Paşanın kerimesi Emine Hanımın mülkü olan bir bahçe vardır.
Medrese Darülhadis olarak yapılmıştır. 16 odası, sımat, mescid, mekteb, türbe, sebil, şadırvan, kütüphane ve saireyi müştemildir. Burasını görüp beğenen Padişah, vakfına Mihaliç'de mühim yerler ilave etmiş.
Bu vakfiyede medresenin vakıfları da sıralanmıştır ki oldukça zengindir. Vakf olan yerlerden sonra buna karşı medrese vazifeleri sıralanmıştır.
Hadis okutacak bir alim, 16 danişmend (her birine bir oda dahil) kütüphanesine 3 hafızı kütüp ve katip, mücellid, vakfa imam, müezzinler, kayyımlar, feraş çırağı, türbedar. Mektebe muallim ve halife, vakfına memurlar, mutemedler, sulahadan bir kapıcı Suyolcu, çöpçü ve onlara ayrı kışlık tahsisat.
Vakfın zengin olmasından Filibe Mevlevi zaviyesinde sakin Mevleviye fukarasına taamiye, Hüseyin Paşanın doğduğu Köprü kasabasında Kedeg-re ahalisinin suyu az olmasından kasabaya su getirmiş ve 14 mahalde 34 çeşme yaptırmıştır. Aynı zamanda su nazırı ve üstad su yolcu da tayin olunmuştur. Babası elhac Hasan Ağanın namına da arzusiyle vakıflar yapılmış, Taşçı Hacı Mahmud mahallesinde Bayram Paşa vakfına da para verilmiştir. Lakin bir müddet sonra vakıf varidatı azalmıştır. Şeyhülislam Feyzullah Efendi bu vakıflara nazır tayin edilmiştir. 1111 (1699) ve 1113 (1701) tarihli iki ek vakfiyesi daha vardır ki sonuncusu Medinei Münevvereye aittir. 1120 (1708) tarihinde vakfın mütevellisi, kerimesi Ayşe Hanımdı. O da bazı yerleri vakfa katmıştır. 1113 (1701) tarihli diğer bir ek vakfiyede daha bazı vakıflar ilave edilmiştir.

AMUCA HÜSEYİN PAŞA YALISI
Resimler, Plânlar ve İzahları











Ord.Prof.Dr.A.Süheyl ÜNVER

Türkiye Anıtlar Derneği
İstanbul Şubesi Yayınlarından
No:3 - 1953

Buradan yazımız hakkında yorum yapabilirsiniz...
Yukarı | İrtibat | Koşullar | Gizlilik