Mimarların buluştuğu adres...

Yazılarımız | Mimarlar | Webmail | Forum | Sözlük
[ Geri ] [ Toplam 17 yazı ]

1910 - 1927 Yılları Arasında Mimarimiz

Kuşkusuz, son Osmanlı döneminde yapılan önemli mimari ürünlerin tasarımlarına temel olan eklektik tutumun 1923'de, Cumhuriyetin kurulmasıyla bırakılması düşünülemezdi. Ziya Gökalp'le başlayan Türkçülük akımı sanatta, özellikle mimari ürünlerin biçimlenişlerinde de kendini duyurmuş, bazı Türk mimarları tarafından Avrupa'da 1905'Ierdeki gelişmelerden tamamen uzak, Neo Klasik bir davranışla, klasik Osmanlı. dinsel yapılarının dekoratif mimari elemanları kopya edilmiş, «ulusal bir mimari» yaratılmaya çalışılmıştır. Bu davranış, daha önce de belirttiğimiz gibi, ülkemizde yabancı mimarlar tarafından da benimsenip, bu anlamda uygulamalar yapılmıştı. XIX. yüzyılın eklektik davranışlarının bir ,devamı olan bu dönemde, bölgesel ve ulusal ögelere mimari ürünlerin biçimlenişlerinde daha çok yer verilmiş, böylece Türk mimarisinin «Neo-Klasik» dönemi başlamıştır. Bu dönemin en ünlü mimarları olarak Vedat ve Kemalettin beyleri görmekteyiz. Vedat ve Kemalettin beylerden başka, 1882'de kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi Âlisi'nden çıkan genç mimarlar da bu akımın savunucusu olmuşlardır. 1927 lere kadar Türk mimarisine egemen olan bu davranış, daha sonraları ülkemize eğitim ve uygulama amaçlarıyla gelen yabancı mimarların etkisiyle duraklamıştır.

Çalışmamızın daha sonraki bölümlerinde inceleyeceğimiz gibi, bundan sonra Türk mimarisi değişik bir görünüş kazanmıştır. Kemalettin beyin[20] İstanbul Dördüncü Vakıf Hanı, Hürriyet-i Ebediye Tepesi'ndeki Türbesi, Bostancı, Bakırköy, Bebek camileri, Laleli Tayyare Apartmanı, Eyüp Sultan Reşat Türbesi, Ankara'da Gazi Terbiye Enstitüsü, Devlet Demiryolları Merkez Binası; Vedat beyin[21] Ankara'da İkinci Büyük Millet Meclisi, Ankara' Palas, İstanbul'da Büyük Postahane, Sultanahmet'de Tapu ve Kadastro Binası; Mongeri'nin[22] Ankara'da Ziraat Bankası, Osmanlı Bankası, İş Bankası; Arif Hikmet beyin[23] Etnoğrafya Müzesi, Gümrük ve Tekel Bakanlığı, Eski Türk Ocağı Binası bu dönemin en ünlü mimari ürünleri arasındadır. Ankara ve İstanbul dışında, diğer kentlerimizde de bu etkileri taşıyan yapılar bulunmaktadır.[24] Mimar Muzaffer'in bugün Konya Erkek Lisesi olan yapısı da ilginç bir örnek olarak belirtilebilir.[25]

Toplumun günlük gereksinmelerini ön plana almama, ayrıca eldeki olanakları gereksiz yere zorlama, XIX. yüzyılda Batıdaki tutum ve davranışın özellikleridir. Bu dönemin ürünlerinde değindiğimiz gerçekler belirgindir. Yeni bir mekan anlayışından tamamen uzak olan bu yapıların belki en ilginci, Kemalettin beyin bugün Tayyare Apartmanları olarak tanınan ürünüdür.[26] Cephelerdeki türlü dekoratif ögelerin anlamsızlığı bir tarafa bırakıldığında, karşılanması söz konusu olan ihtiyacın orijinalliği açısından bu yapı son derece ilginçtir. Toplumun gereksinmelerine cevap verme çabası içinde tasarlanan ve halen günümüzde de fonksiyonunu koruyan bu yapıda, mimari ürünü etkileyen ögelerin birbirleriyle ilişkileri «doğru» saptanamamıştır. Fonksiyon nedenleri düşünülmeden, özellikle dinsel klasik Osmanlı yapılarındaki biçimsel ögeler, Tayyare Apartmanı'nın cephelerinde yer almıştır. Eşit fonksiyonları içeren hacimlerin pencere gibi dışa dönük elemanlarının katlarda biçimsel zenginlik kaygısıyla, farklı farklı şekillendirilmesi, bu yapının yapılış amacıyla bağdaşmamaktadır. Yapılış nedenindeki rasyonellik, bu tür irrasyonel biçimsellikle aynı düzeyde olmasının nedenini, sorunların çözümlenmesindeki önemli ögelerin değerlendirilmelerinde aramak gerekir. Kuşkusuz ögelerin ağırlıklarının saptanmasında objektif olamama zorunluğu vardır. Politik, sosyal, kültürel sorunların ışığı altında gelişen Türk mimarisinin Neo-Klasizm döneminde ulusal bilincin yansıması amaç olmuş, bunu gerçekleştirmekte yöntem olarak eski dekoratif kalıplar kullanılmıştır. Bu kalıpların tartışılmadan toplum tarafından «güzel» bulunması veya topluma bu tutuma göre gelişen ürünlerin «güzel» diye sunulması, Tayyare Apartmanları'nın da cephesini mevcut veya benzeri biçimde tasarlanmasını gerektirmiştir.[27] İlk planda ürünün üç boyutlu görüntüsü eleştiri konusu olmamalıdır. Esas eleştiri, konunun ele alınış biçimi üzerine yapılmalıdır. Zaten, ürünün oluşumundaki ögelerin ilişkiler düzeni eleştiriye temel teşkil ettiğinde, ürünün plastik görüntüsü ister istemez ikinci derecede eleştiri konusu olmaktadır.

Konusu edilen örnekteki gibi, bu dönemde (1910 - 1927) mimari biçimi belirleyen ögelerin özüne inilmeksizin, XIX. yüzyılın eklektik davranışı devam etmiştir. Mimarlık eyleminin «biçim yaratma», genellikle «tek ürün» olarak ele alınması, kuşkusuz Batıdaki rasyonel anlayıştan uzaklaşmaktır. Yüzyıllar boyunca her yönden geri bırakılmış ülkemizde, rasyonelliği ön koşul kılmak, bunun sonucu toplumun hizmetinde olabilecek mimari ürünlerin tümünü topluma cevap verecek biçimde tasarlamak, Batıdaki gelişmelere ayak uydurabilme açısından gerekli olmalıydı. Bu da doğal olarak toplum gereksinmelerinin «doğru» analizi ve eldeki olanaklardan «optimum» yararlanmayla gerçekleşebilirdi. Konulara eğilme biçiminde kişisel yargıların ağır basması, Vedat ve Kemalettin beyler gibi zamanın ünlü mimarları tarafından Batıdaki mimarı gelişmelerin tersine mimarinin tek bir ürün olarak değerlendirilmesi, modern çağın özelliklerinin ülkemizdeki mimarı ürünlerimizde yansımasını engellemiştir. Bu davranış içinde olan mimarlarımızın yanısıra batıda Bauhaus çalışmalarının, büyük şehircilik çalışmalarının sürdürüldüğü bir dönemde, bizim halen Neo-Klasik bir tutumla mimarı ürünler vermemiz düşündürücüdür.[28]

1910 - 1927 yıllarının ünlü mimarları, tamamen estetik, öznel, bireysel tutumları ile biçim açısından bölgesel karakterde bir «ulusal mimarı» ortamını yaratmaya çalışmışlar, bu amaçlarında da bir dereceye kadar başarılı olmuşlardır. Ürünlerin dış görünüşleri incelendiğinde, cephelerde Osmanlı dinsel yapılarının motifleri, duvarlardan örtü elemanına geçişlerdeki klasik biçimsel mimarı detaylar, Ankara Palas'ta olduğu gibi yalancı kubbeler, daha birçok fonksiyonel amaçtan uzak dekoratif ögelerin ürünleri donattıkları görülmektedir. Eskiye hayranlığın salt biçimsel olması, anıtsal ürünlerin mimari üslublarının aynen eklektik bir tutumla yeni ürünlere biçim vermesiyle gelişen bir mimari tasarım anlayışı, Batıdaki gerçek mimari akımından özden ayrılmaktadır. Osmanlı klasik mimari üslublarından da daha geriye gidilerek, Selçuklu Karatay Medresesi'ndeki kesme taş işçiğinden esinlenen mimar Kemalettin beyin aşağıda verdiğimiz yazısından da anlaşıldığı gibi, mimariyi dekoratif bir sanat eseri olarak görme, Türk mimarisinin bu dönemin bir özelliğidir.[29]

Mimar Kemalettin beyin Selçuklu mimarisinin önemini dile getirmesi yerinde bir tutumdur. Ancak, zamanın olanakları ve estetik kabulleriyle uyuşan bu yapıların mimari elemanlarını fonksiyonel bir amaca yönelmeden, salt estetik ve biçim kaygısıyla Cumhuriyetin ilk döneminde kullanılması, yanlış bir davranıştır. Böyle bir tutumun gerçek ve köklü bir ulusçuluk kavramıyla ne denli uyuşabileceği ayrıca tartışılacak bir konudur. Giedion'un dile getirdiği gibi «Bölgesel yaklaşma kozmik, çevre ve yer koşullarına iyi cevap vermekle beraber, çağdaş ve gerçek mimarlığın çok yönlü niteliklerinin de ifadesini göstermelidir.»[30] Toplumun öz malı olabilecek, gerçek olanaklarla uygulanan, herhangi bir mimari üslubun, estetik kabulün etkisi altında kalmayan yapılarla donanmış bir Türkiye'de «ulusal mimari» bilincin varlığını sezmek, herhalde daha doğru olacaktı.

Bu dönemin özelliklerini özetle şöyle açıklayabiliriz: 1910 - 1927 döneminde, Batı eklektisizminden farklı olarak, ulusal bir bilinci yaratma amacıyla. Osmanlı ve hatta Selçuklu dinsel, eğitimsel kurumlarının mimari elemanlarının yeni ürünlerde kullanılmasına çalışılmış, saçak, pencere, sütun başlıkları gibi mimari elemanların biçimlenişleri eskinin bir kopyası olmaktan ileriye gidememiştir. Eklektik bir tutumun ağır bastığı bu dönemde, bölgesel ögelere bir evvelki döneme oranla daha fazla yer verilmesi, olumlu sayılabilir. Ancak, yeni bir mekan anlayışına sahip, toplumun gereksinmelerini karşılayacak ürünlerin bu dönemde de gerçekleşmemesi mimarimizin günün Batıdaki mimari aşamalarından uzak kalmışlığının bir kanıtıdır. Yapı, mimarın yaratıcı gücünü göstermekle görevlendirilmiş bir plastik ürün olarak değerlendirilmiş, olanaklar ve gereksinmeler arasında doğru bir denge kurulamamıştır.



[20] . 1869 - 1927 yılları arasında yaşamış olan mimar Kemalettin Bey, 1891 yılında Mühendis Mektebi'ni birincilikle bitirmiş, mimar Jachmund'un yanında bir süre yardımcılık etmiş, daha sonra Almanya'ya, Berlin'e gönderilerek iki yıl orada çalışmış, dönüşünde Mühendis Mektebi'ne mimarlık ve yapı hocası olarak atanmıştır. Burada ve özel bürosunda birçok mimarın yetişmesine olanak tanımıştır. Bir süre eski seraskerlik dairesi başmimarı, 1908 Meşrutiyet'nden sonra Evkaf Nezareti inşaat ve Tamirat Müdürlüğü başmimarlığına getirilmiş, Vakıflar Genel Müdürlüğü Heyeti'nin başında bulunduğu sırada, bir beyin kanaması sonucu ölmüştür. Mimar Kemalettin Bey'in bugünkü topraklarımız içinde ve dışında birçok uygulamaları bulunmaktadır. Özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara ve diğer merkezlerde karşımıza çıkan yapıların mimarı Kemalettin'dir. Yaşamı, yapıları konusunda Sedet Çetintaş yazdığı makalesinde uzun bilgi vermektedir. Ayrıca bu yazıda mimar Kemalettin Bey'in yardımcılarından mimar Nihat Nigizberk'in Kemalettin Bey'in defterinden aktardığı yapılarına ait bir liste sunulmaktadır. Bu yüzden biz yapılarını teker teker vermiyoruz. Kemalettin Bey'in projelerinin bir kısmı ise bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türk inşaat ve Sanat Eserleri Müzesi Arşivi'nde bulunmaktadır. Mimar Yıldırım Yavuz, Mimar Kemalettin ve Eserleri adlı ayrıntılı bir çalışma yapmaktadır. Mimar Kemalettin konusunda toplu bilgi için bk: S. Çetintaş, a.g.m., s.160-173; C. E. Arseven. a.g.e., s.432-434; B. Özer. a.g.e., s.44-46, 51-53, 85; E. Yücel, «XX. Asırda Türk Mimarisi Üzerine Eğilmiş Mimarlarımız: Mimar Kemalettin Bey (1869-1927)». Bizim Anadolu Gazetesi, İst. 2.10.1971; E. Kortan, Türkiye'de Mimarlık Hareketleri ve Eleştirisi / 1950-1960, Ankara 1971, s.31; «Mimarlığımızda Türklük ve Millicilik». Yapı, İst. 1942. sayı 23. s.3; Mimar Nihat, «Mimar Kemalettin», Mimar, İst. 1933. c.l. s.21; I.A. Gövsa, «Kemaleddin», Türk Meşhurları Ansiklopedisi, s.214; Z. Yalçın, Mimar Kemaleddin ve Eserleri, İst. 1971 (İ.Ü.Ed.Fak. Sanat Tarihi Böl. basılmamış lisans tezi). Ayrıca mimar Kemalettin'in kendi yazısı için bk: Kemaleddin, Bursa Salnâmesi: Mimari İslam, 1324 (1906), s.141-187.

[21] . 1873 - 1942 yılları arasında yaşamış olan mimar Vedat Tek, Paris'te Ecole des Beaux-Arts'a devam ederek oradan mimar diploması almış, yüzyılın başlarında yurda dönmüştür. Sultan Mehmet Reşat, kendisini başmimarlığa atımış, bunu diğer görevler izlemiş, aynı zamanda Sanayi-i Nefise Mektebi'nde ve bir süre Yüksek Mühendis Mektebi'nde hocalık yapmıştır. İstanbul Topkapı dışındaki bir çiftlik binası, Şehremeneti Kantar Müdüriyeti'ne ait bir iskele ilk uygulamaları arasındadır. Bunun dışında İstanbul'da Yeni Postane, Sultanahmet'de Tapu ve Kadastro Binası, Aksaray'da Valde Mektebi, Harbiye'de bazı evler, Vali Konağı Caddesinde kendi evi, Sirkeci'de Mesadet Hanı, Karaköy'de Deniz Yolları Acentası, Fatih'de Tayyare Şehitleri Anıtı, Haydarpaşa ve Moda vapur iskeleleri, Ankara'da Ankara Palas, Eski Çankaya Köşkü ekleri, Eski Büyük Millet Meclisi, gene İstanbul'da Bostancı'da anası Leyla Hanım'ın Köşkü, bunun dışında bazı köşkler onun yapıları arasındadır. Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta, mimar Vedat Tek'in Ankara Palas konusundaki durumudur. S. N. İleri bu konuda şunları yazmaktadır: «Ankara Palas oteli de bir hayli müşkülatı mucip olmuştu. Sıhhiye Vekili Doktor Rıza Nur bu binayı mimar Vedat'a Sıhhiye için taşlatmıştı. Fakat ondan sonra Sıhhiye Vekaleti binayı Evkafa devretti. Evkaf mimarlık ücreti vermek istemediği için Vedat'ta planları göstermedi. Bina mimarsız, plansız yapıldı, bir gün merdiveni olmadığı görüldü, yapı tadil ve tashih edildi. Herkes Ankara Palas'ın mimar Vedat tarafından yapıldığını zannediyor. Fakat merhum bu zanna kızardı: 'O binayı ben yapmadım' der ve kendini müdafaa etmek isterdi. Ankara'daki Büyük Millet Meclisi Binası da Meclis için değil, bir kulüp olarak Mimar Vedat'a yaptırılmıştı.» S.N. İleri, «Mimarlığımızda M. Vedat Zamanı», Yapı, İst. 1942, sayı 15, s.14-15; Y. R. Tek, «Mimar M. Vedat Tek», Yapı, İst. 1942, sayı 14, s.10-11; «Mehmet Vedat ve Milli Mimari», İst. 1942, sayı 14, s. 18; C.E.Arseven, a.g.e., 432-434, 770; B. Özer, a.g.e., s.44-46, 51-53, 85; E. Kortan a.g.e., s.31; E. Yücel, «XX. Yüzyılda Klasik Türk Mimarisi Üzerine Eğilmiş Türk Mimarları: Mimar Vedat (1873-1942)», Bizim Anadolu Gazetesi, İst. 26.6.1971; «Prof. Vedat Tek'in Ölümü», Arkitekt, İst. 1941/1942, sayı 7-8, s.192; Y. R. Demirbel, «Prof. Mimar M. Vedat Tek», Arkitekt, İst. 1941/1942, sayı 9-10, s.231-233; N. Emre, «Mimar Vedat Tek'in Sanat Hayatı», Arkitekt, İst. 1941/1942, sayı 9-10, s.234-235; N. Atasoy, İbrahim Paşa Sarayı, İst. 1972, s.41. Ayrıca Mimar Vedat Tek'in değişik yerlerde bazı yazılarına rastlıyoruz: M. Vedat, «İstanbul'un İmarı Meselesi», Mimar, İst. 1931, sayı 2, s.35-36; M. Vedat'ı «Valide Mektebi», Mimar, İst. 1931, sayı 2, s.37-40; M. Vedat, «İstanbul İkametgahları», Mimar, İst. 1931, sayı 10, s.323-325; a.y., «İstanbul'un İmarı Meselesi», Yapı, İst. 1942, sayı 15, s.5-7; a.y., «Halit Bey Apartmanı / Çemberlitaş», Mimar, İst. 1934, sayı 8, s.226-228.

[22] . Milano doğumlu Guilio Mongeri, mimar Vedat Tek ve Kemalettin ile yapım çalışmalarına katılan mimarlardan birisidir. Ankara'daki en önemli yapıları başta Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Binası olmak üzere, iş Bankası, Osmanlı Bankası ve İnhisarlar Başmüdürlüğü Binası'dır. Bunun dışında İstanbul'da Galata'da Karaköy Palas, ve Saint Antoine Kilisesi (mühendisi Denari), Bursa'da Otel ve Kaplıca Binası (uygulayan mimar Hüsnü) sıralanabilir. Ayrıca bu konuda M. Cezar şunları yazmaktadır: «Birkaç sene sonra Sanayi-i Nefise Mektebi Mimarlık Bölümü'ne hoca tayin edilecek olan ve burada görev aldıktan sonra Türkiye'de epeyce müddet kalan, bu arada Karaköy'deki Bizans dekorasyonlu Karaköy Palas İşhanı'nı inşa etmiş olan G. Mongeri ,ise 1903 sergisinde 5 mimari proje teşhir etmekteydi. Kilise, konak ve işhanı projelerinden ibaret bu eserler Rönesans ve Art Nouveau üslublarında şeylerdi.» M. Cezar, a.g.e., s.424; C. E. Arseven, a.g.e., s. 434; «Otel ve Kaplıca Binası / Bursa», Mimar, İst. 1932, sayı.1, s.7-16; S. Çetintaş, a.g.e., s.166; B. Özer, a.g.e., s.51; S. Naum - Duhani, a.g.e., s.71. 1891-1964 yılları arasında yaşayan Macit Rüştü Kural Mongeri'nin atölyesinde çalışmış, başta Yeşil Türbe olmak üzere birçok onarımlarda bulunmuş bir mimardır. E. Yücel, «XX. Asırda Klasik Türk Mimarisi Üzerine Eğilmiş Mimarlarımız: Macit Rüştü Kural (1899-1964)», Bizim Anadolu Gazetesi, İst. 21.8.1971.

[23] . 1889 yılında İstanbul'da doğan Arif Hikmet Koyunoğlu, Sanayi-i Nefise Mektebi'nde okumuş, 34 yıl hocalık yapan G. Mongeri'nin öğrencisi olmuş, onun İstanbul'da, Beyoğlunda Saint Antoine Kilisesi'nin yapımında çalışmıştır. ilk yapılarından biri, bugün yıkılmış olan 1914 tarihli Erzurum ittihat ve Terakki Kulübü Binası'dır. Daha sonra Ankara'da Emanet-i Mübareke adı verilen, bir camide saklanan değerli eşyalar için bir yapı gerekince, bazı mimarlara teklifte bulunulmuş, Arif Hikmet'in projesi beğenilerek uygulama olanağı tanınmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan bu yapı, Etnoğrafya Müzesi"dir. Müzeden sonra, Milli Eğitim Bakanlığı olarak düşünülen bugünkü Gümrük ve Tekel Bakanlığı'nı, daha sonra 1924 yılında Türk Ocağı Binasını tamamlayan Arif Hikmet, ayrıca Himaye-i Etfal (Çocuk Esirgeme Kurumu) Binası'nın da mimarıdır. Resmi yapıların yanısıra Ankara'da Alman Büyükelçiliği karşısındaki Celal Bayar evi, Çankaya'da Ruşen Eşref Ünaydın evi, Maraş milletvekili Mithat beyin evi, Falih Rıfkı Atay'ın evi, Bursa'da Tayyare Sineması ve Tiyatrosu, İstanbul'da Taksim'de Gasparyan'ın evi, Nişantaşı ve Sultanahmet'de bazı yapıları sayılabilir. Eski eser onarımlarında da çalışan Arif Hikmet, başta Hakimiyet-i Milliye Gazetesi olmak üzere diğer yayın organlarında sürekli yazılar yazmıştır.

[24] . Mimarimizdeki Neo-Klasik devir mimarları konusunda genellikle mimar Vedat, mimar Kemalettin ve Arif Hikmet'in adı geçmesine rağmen, bunlarla beraber çalışmış, o devir yapılarında emeği geçmiş, aynı anlamda yapıları bulunan bazı mimarların üzerinde fazla durulmamıştır. Bir kısmının ise, yapılarının adlarını bile bilmiyoruz. Bunların başında Ali Talat Bey gelmektedir. Mimar Kemaılettin ile birlikte 'Fenni Mimari' adlı kitap yazan, başka kitapları da bulunan Ali Talat Bey, 1869-1922 yılları arasında yaşamış, Hendese-i Mülkiye Mektebi'ni 1895 yılında birincilikle bitirmiş, aynı okula köprücülük, kagir ve ahşap inşaat öğretmenliğine atanmış, bundan sonra mimarlıkla ilgili devrin ileri gelen kurumların başında bulunmuştur. Bir diğer önemli nokta da Ali Talat Bey'in mimar Kemalettin gibi yaptığı projelerin Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türk inşaat ve Sanat Eserleri Müzesi Arşivi'nde bulunmasıdır. Bu konuda oldukça genel bilgiyi Erdem Yücel vermekte, projelere ilgimizi çekmektedir. Ali Talat Bey'in eldeki projelerden bazı Boğaz iskele binalarını ve türbelerin onarımını yaptığını anlıyoruz. Mezarı Mmar Sinan'ın Türbesi içindedir. Ş. Tekmen, «Ali Talat Bey», İstanbul Ansiklopedisi, İst. 1959, c.II, s.719; E. Yücel, «20. Asırda Klasik Türk Mimarisi Üzerine Eğilmiş Mimarlarımız: Ali Talat Bey (1869-1922)». Bizim Anadolu Gazetesi, 14.8.1971. Ali Talat Bey',in yanısıra mimar Kemalettin ile beraber onun proje ve uygulamalarında çalışmış bazı mimarların adlarını biliyoruz. Bunların birisi Kemalettin'in kendi oğlu Sinan Mimaroğlu'dur. Babası ile birlikte Kudüs'te Mescid-i Aksanın onarımında bulunmuş. 1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdikten sonra da değişik yerlerde görev almış, 1951 yılında ölmüştür. 1. Barutçu, «Sinan'ı Anmak için», Mimarlık, İst. 1951, sayı 3-4, s.27-28.
Mimar Kemalettin'in yanında çalışan bir diğer mimar Mehmet Nihat'tır. O da Kudüs'de Mescid-i Aksa'nın onarımında çalışmış, Kudüs'de Palas Otelini yapmıştır. Mehmet Nihat, «Palas Otel/Kudüs», Mimar, İst. 1931, sayı 3, s.75-80. Gene Kemalettin ile çalışmış olan bir mimar da Hüsnü Tümer'dir. Aynı zamanda G. Mongeri'nin, Bursa'daki Otel ve Kaplıca Binası"nın uygulamasını yapan mimar Hüsnü'nün, yalnız onarımla uğraşmadığı anlaşılmaktadır. «Otel ve Kaplıca Binası/Bursa», Mimar, İst. 1932, sayı 1, s.7-16; «Sanayi ve Maadin Bankası Proje Müsabakası (1. ödül)», Mimar, İst. 1931, sayı 9, s.296-288; «Hüsnü Bey Apartmanı/Nişantaşı». Mimar, İst. 1932, sayı 6, s.163-167 (mimar Çubukciyan ile), «istiklal Apartmanı/Taksim». Mimar, İst. 1932, sayı 11-12, s.308-310 (mimar Çubukciyan ile birlikte) ve Ankara Orman Genel Müdürlüğü.
Bunlardan başka mimar Cemal, mimar Rüştü, mimar Vasfi Egeli, Kemalettin ile çalışan mimarlardır, Mimar Vasfi Egeli'ye Şişli Camisi konusunda tekrar değineceğiz.
İzmir'de belirli zaman aralığında yapılmıs birçok bu devir yapısı bulunmaktadır. Bu yapılar içinde özel bir yer alan Tahsin Sermet'in Milli Kütüphane ve Milli Sinema Binası, Hükümet Konağı önündeki camisi başta gelmektedir. 1909 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi'ni bitiren Tahsin Sermet'in yanısıra Nuri Nafiz, İzmir Türkocağı Binası'nı yapan mimar Necmettin Emre belirtilebilir. Bugün Amerika'da yaşayan, Ankara'da Adliye'nin yanındaki Gazi ve Latife Okulları'nı yapan Mukbil Kemal, İstanbul'da Fatih ve Kadıköy Kaymakamlık binalarını yapan Y. Terzian. İstanbul Karaköy Yolcu Salonu yanındaki han, Bankalardaki iş Bankası Binası'nı yapan mimar Nafilyan'da bu devrin özelliklerini taşıyan mimarlar arasındadır.
Daha önce belirtildiği gibi bu devir yapıları ve mimarları konusunda, ayrıntılı bir çalışma yapılmamıştır. Bu yüzden belirli adlar ve yapılar çevresinin dışına çıkılamamaktadır. Devrin bütün özellikleri, ancak toplu bir çalışmadan sonra şekillenebilecektir. Biz ancak Türkiye'de yaptığımız genel bir tarama sırasında rastladıklarımızı vermeye çalıştık.

[25] . 1881 - 1920 yılları arasında yaşayan Mimar Muzaffer, bir süre Hendese-i Mülkiye Mektebi'nde okumuş, orada Yusuf Razi Demirbel'in dikkatini çekmiştir. Muzaffer'i kardeşi mimar Vedat Tek'e tavsiye eden Yusuf Razi, onun sürekli Vedat Tek'in yanında çalışmasını sağlamıştır. Mimar Muzaffer Sirkeci Postahanesi ve Tapu Dairesi binalarının yapımında bulunmuş, Hendese-i Mülkiye Mektebi'nde de öğretmen yardımcısı olmuştur. Sonra Posta ve Telgraf Nezareti mimarlığında görev almış, kısa zamanda ün yapmıştır. Bir yandan posta pullarının düzeniyle uğraşırken, açılan Abide-i Hürriyet Yarışması'na katılmış, birinciliği kazanmıştır. Ardından Konya valisi Hüsnü Bey kendisini Konya'ya çağırmış, vilayet başmimarlığına getirmiştir. Bu süre içinde yapımına, başlanmış olan Darül Muallimin (Erkek Öğretmen Okulu) ve Dar-ül Muallimat (Kız Öğretmen Okulu) binalarını tamamlamıştır. Ayrıca Ziraat Abidesi'ni bitirmiş, bu anıt sonra mimar Falih Ülkü tarafından yeniden düzenlenerek Atatürk Anıtı'nın kaidesi olmuştur. Bu arada ünlü Konya Selimiye Camisi'nin onarımında da çalışan mimar Muzaffer, rahatsızlandığından Umumi Meclis Binası'nı tamamlayamadan ölmüştür. Konya'da onun izinden giden diğer mimar ise Falih Ülkü'dür. 1926 yılında biten bugünkü Postahane Binası da onun eseridir. M. Altan, «Mimar Muzaffer», Mimarlık, Ankara, 1948, sayı 2, s.36-28; S. Çetintaş, a.g.m., s.163; E. Yücel, «Mimar Muzaffer (1881-1920)», Bizim Anadolu Gazetesi, 1st. 4.9.1971.

[26] . İstanbul'da Cibali'den Yedikule'ye kadar uzanan bir yangında açıkta kalan fakir aileler için toplanan parayla bir apartman yaptırılması istenmişti. Bu görev mimar Kemalettin'e verildi. Eskiden Harikzedegan Apartmanları olarak tanınan bu yapılar, bugün Tayyare, Türk Hava Kurumu Apartmanları adıyla bilinmektedir. S. Çetintaş. a.g.m., s.167.

[27] . Mimar Kemalettin'in Tayyare Apartmanları'nın cephe biçimlenişlerinde ağır basan hareket noktasını Sedat Çetintaş şöyle açıklıyor: «Kemalettin, Laleli Camisi gibi mimarlık tarihimizde mühim bir hadise teşkil eden ve Barok mimarinin kıymetli bir örneği olan bir bina yanında yükselttiği Harikzedegan Apartmanlan'nı aynı tarzda yapmıştır.» S. Çetintaş, a.g.m., s.167.

[28] . Bu konuda, bu tür bir üslup içinde çalışanlar da tedirginlik duymaktadır. Bunu mimar Kemalettin'in öğrencilerinden mimar Mehmet Nihat'ın Kudüs'de yaptığı Palas Otel"in plan kesit ve görünüşlerini Mimar Dergisi'nde yayınlarken yazdığı şu satırlardan anlamak mümkündür: «Arkadaşlarım bu resimleri gördükten sonra pek haklı olarak diyecekler ki artık cephelerde taşlara oymalar yapmak devri bitti. Ben buna şu esbaptan dolayı mecbur oldum: Kudüs bütün edyamın tarihini sinesinde eski ananeleri ile saklıyan bir şehirdir ve bu sermayeleri ile cihanın seyyahlarını kendine celbetmektedir. Ben de bu binanın tarzı mimarisinde çok yenilik göstermek istemedim. Gayem milli mimarimizi klasik esaslara sadık kalarak bu anane şehrinde tesbit etmekti.» Mehmet Nihat (Nigizberk), a.g.m., s.80.

[29] . «Karatay Medresesinin mermer kapısı her türlü manasıyla mükemmel bir eseri mimaridir. Al-i Selçuk devrinde Türk üstadlarından filvaki bu kapıdan daha büyük ve daha müzeyyen nice âsâr meydana getirilmiştir. Herhalde asar-ı mezkure içinde bu kapı tenasübünün fevkaladeliği taş kesmelerinin suret-i halli ve müzeyyenat ve teferruat-ı mimarisinin tanzimindeki kudret ve meham nokta-i nazarından bir mevki-i mümtaz tutmaktadır. Türk meslek-i mimarisinin sekiz asır evvel tecesüs ve tekemmül etmiş kavaidini bu kapının tetkik ile öğrenmelidir. Tekmil bu kavaid-i mimariyeye Türk mimarları Al-i Osman devrinin en parlak zamanlarına kadar kemal-i hürmetle riayet etmişler.» İ. H. Konyalı, Konya Tarihi, Konya 1964, s.81. Gene İ. H. Konyalı, Kemalettin'den şu bilgiyi vermektedir: «Karatay kubbesinin müzeyyenat-ı dahiliyesine gelince islam âsârı içinde bu cinsten bir misli daha bulunmayacak surette bir güzelliğin ve pek çok yükselmiş bir marifet ve meharet-i sınaiyyeyi haizdir: Birbiriyle en ahenkdar bir surette izdivaç edebilecek renklerdeki çini levhalarının hendesi tezyinat, çiçeklerin ve kufi güzel yazıları meydana getirmek üzere işgal edecekleri yerlere ve şekillere göro gayet riıuntazama kesilerek veyahut o şekilde evvelce ihzar olunarak bunları birbiri yanına ve duvar veya kubbenin iç yüzüne bu sanata mahsus mükemmel bir harç ile tutturulması suretiyle husule gelen çini satıh tezyinat, Selçuklular tarafından muhabbet ve evleviyetle kullanılan ve son derece terakki ettirilen bir tarz-ı tezyindir.» İ. H. Konyalı, a.g.e., s.855.

[30] . E. Kortan, a.g.e., s.45.

Mimar Vedat'ın Sirkeci Yeni Postahane binası.
Aynı yapıdan bir ayrıntı. Sütun başlıklarında, kemer veya geçiş elemanlarında 1910-1927 yıllarında egemen, Neo-Klasik mimari üslubun biçimsel tutumunu görmekteyiz.
Konya'da 1910'larda yapılan, bölgesel-ulusal mimariye örnek bir yapı.
Pencereden bir ayrıntı.
Cepheden başka bir ayrıntı.
Ulusal mimari döneminin ilk yapılarından Birinci Meclis Binası, Ankara / foto: halit uluç
Birinci Meclis Binası'nın yan cephelerinde bir ayrıntı.
Aynı yapıdan başka bir görünüş. / foto: halit uluç
Birinci Dünya Savaşı içinde yapılan Beşiktaş Vapur iskelesi İstanbul. Mimar Vedat'ın Haydarpaşa ve Moda vapur iskelelerinde, veya Ali Talat Bey'in Boğaziçi'ndeki iskele yapılarında dönemin mimari tutum ve biçimsel davranışlarını izlemekteyiz.
Mimar Kemalettin bey'in İstanbul Lâleli'de Harikzedegân, bugün Tayyare, Hava Kurumu Apartmanları olarak tanınan binalar topluluğundan bir görünüş.
Türk Barok'unun doğru örneklerinden biri olan Laleli Camisi ve Tayyare Apartmanları'ndan bir kesit.
Her katta ayrı bir biçim kaygısı.
Avludaki merdivenlerden bir ayrıntı.
Avludan başka bir görünüş.
Mimar Muzaffer'in bugün Konya Erkek Lisesi olarak kullanılan yapısı.
Aynı yapıdan düşey sirkülasyon elemanlarını kapsayan köşe.
Başka bir ayrıntı.
Konya Erkek Lisesi'nin arka cephesi.
Giriş cephesinden bir ayrıntı.
Klasik Osmanlı mimari elemanlarının biçimsel ögeleriyle bezenmiş Konya Atatürk heykeli kaidesi. Eski ziraat anıtı, mimar Muzaffer.
Yan cepheden bir ayrıntı, Konya Kız Öğretmen Okulu.
Konya Kız Öğretmen Okulu. Aynı dönemden ilginç bir örnek, mimar Muzaffer.
Aynı yapının yan cephesi.
Ankara kurulurken.
Mimar Arif Hikmet tarafından yapılan Ankara Etnoğrafya Müzesi. Eklektik davranışlarını belirgin olarak canlandıran bir örnek. / foto: ersin alok
Bir ayrıntı.
Aynı yapının alınlık kısmı. / foto: halit uluç
Mimar Kemalettin'in Ankara'daki önemli yapılarından biri, Gazi Eğitim Enstitüsü. / foto: halit uluç
Gazi Eğitim Enstitüsü'nden başka bir görünüş. / foto: halit uluç
Ankara'da Evkaf Apartmanları, mimar Kemalettin. Dönemin en doğru ürünlerinden. / foro: halit uluç
Mimar Kemalettin'in Dördüncü Vakıf Hanı'ndan bir ayrıntı Sirkeci - İstanbul
Klasik Osmanlı mimari ürünlerindeki biçimsel ögelere bu yapıda da büyük oranda yer verilmiştir: Kemerler, kubbeler, saçaklar gibi.
Cepheden bir ayrıntı.
Ziraat Bankası Genel Müdürlük binası cephesinden bir ayrıntı. / foto: halit uluç
Ankara'nın önemli yapılarından Ziraat Bankası Genel Müdürlük binası, mimar Mongeri. / foto: halit uluç
Mimar Arif Hikmet'in eski Türkocağı binası, Ankara.
Türkocağın'dan başka bir görünüş. / foto: halit uluç
Aynı yapıdan bir ayrıntı. / foto: halit uluç
Cephenin biçimlenişindeki egemen mimari eğilimler, binanın iç mekan düzeninde ve biçimlenişinde de korunmuştur. Eski Türkocağı - Halkevi, Ankara / foto: halit uluç
İş Bankası, Ulus - Ankara, mimar Mongeri
Giriş, İş Bankası, Ulus - Ankara.
Aynı yapıdan bir ayrıntı.
İş Bankası'nın yan cephesi.
Ankara maliye bakanlığı, mimar Halim
Maliye Bakanlığı yan cephesinden bir ayrıntı.
Mimar Vedat Bey'in tasarladığı, ikinci, Büyük Millet Meclisi, Ankara.
Aynı yapıdan başka bir ayrıntı.
ikinci Büyük Millet Meclis'inde pencere ayrıntısı.
Mimar Vedat'ın Sultanahmet'de Tapu ve Kadastro binası, İstanbul; 1908.
Gene bu dönemde İzmir'den bir örnek, Ege Palas.
Tapu ve Kadastro binasının yan cephesinde bir ayrıntı.
Mimar Vedat'ın başladığı Ankara Palas.
Aynı yapıda yalancı kubbe.
Ankara Palas'dan bir ayrıntı.
Giriş cephesinden bir ayrıntı.
Borsa Sarayı - İzmir
Tekel Başmüdürlüğü binası, Ankara, mimar Mongeri
Tekel binasının köşe kulesi.
İzmir Palas, Maçka - İstanbul, mimar J.d'Armi.
İzmir Palas'dan bir ayrıntı.
Ankara Osmanlı Bankası, mimar Monger.
Osmanlı Bankası, İzmir
Milli Kütüphane, İzmir, mimar Tahsin Sermet / foto: gültekin çizgen. - mimarlar osaı arşivi.
Aynı kapıda bir örnek. / foto: gültekin çizgen. - mimarlar osaı arşivi.
Kütüphanenin yan cephesinde ki giriş bölümü. / foto: gültekin çizgen - mimarlar odası arşivi.
Konya Postahane binası, mimar Falih Ülkü, 1926.
Konya Postahanesi'nin yan cephesi.
Bir pencere ayrıntısı, yan cephe.
Giriş cephesinden bir ayrıntı.
Çeşitli illerde yapılan tip okullardan Konya Gazi Mustafa Kemal İlkokulu.
Ön cepheden bir ayrıntı.
Diğer bir pencere ayrıntısı.
Aynı yapıdan saçak.












































;






50 Yılın Türk Mimari / Metin Sözen - Mete Tapan

Buradan yazımız hakkında yorum yapabilirsiniz...
Yukarı | İrtibat | Koşullar | Gizlilik